Tarih boyunca farklı zamanlarda ve farklı coğrafyalarda ayakla oynanan birçok oyun olduğu biliniyor. Futbol topu yeni bir icat değil yani. Ancak günümüzde oynanan modern futbolun temelleri İngiltere’de atılmış. Modern zamanların futbol oyunları ve futbol kültürü İngilizlerin icat ettiği bu yeni tarza dayanıyor.
İngiliz Futbol Federasyonu (The Football Association) o zamana kadar ülke genelinde farklı kurallarla oynanan bir oyunu standart bir hale getirmek için 1863 yılında kurulmuş. Federasyonun merkezi bugün hala Londra’da bulunuyor. Topun oyuncular tarafından elle taşınamaması ve rakibi çelme takarak durdurmanın yasak olması gibi temel futbol kuralları bu yıl ortaya çıkmış. Rugby geleneğinden gelen birçok kulüp bu kurallara itiraz etse de zamanla kurallar benimsenmiş ve dünyanın en eski futbol şampiyonası olan F.A. Cup 1872 yılında düzenlenmeye başlanmış.
Sadece bir top, iki kale ve düz bir zemine karşılık büyük bir eğlence vadeden futbol, İngiltere’nin “üzerinde güneş batmayan krallık” olması sayesinde dünyanın dört bir yanına yayılmış. Yerel futbol takımları varlıklarını korusa da artık bugün futbol arenalarda mega kulüpler tarafından oynanıyor.
İngiltere son yıllarda milli takımlar düzeyinde büyük hayal kırıklıkları yaşasa da dünyanın en prestijli ligine sahip. Bu ligi bugünlere getiren de İngiltere’nin futbol kentleri ve bu kentlerin efsaneleri. Futbol turizmi diye bir şeyden bahsedeceksek ilk olarak bu kentlerin adını anmamız lazım. Futbol turnuvalarına alınacak uçak bileti nasıl ucuza getirilir?
Sheffield ve Sheffield F.C.
Madem futbol tarihi ile başladık, Sheffield bahsetmemiz gereken ilk futbol kenti. Sheffield, İngiltere’nin en büyük üçüncü şehri. Bir sanayi merkezi olan kent kozmopolit yapısıyla büyük bir kültürel çeşitliliğe sahip. Def Leppard, Arctic Monkeys ve Pulp gibi gruplar, kentin kültürel zenginliğinin birer meyvesi.
Dünyanın modern futbolu kabul eden ilk kulübü Sheffield F.C. bu kentte kurulmuş. Her ne kadar kentin futbol dünyasındaki adı Sheffield United ve Sheffield Wednesday kulüpleriyle duyulmuş olsa da aktif olarak futbol faaliyetlerine en uzun süredir devam eden kulüp olması nedeniyle Sheffield F.C. kent kültüründe farklı bir yere sahip. Özetle Sheffield, amatör futboldan profesyonelliğe geçiş yapılan bir nokta.
Nottingham ve Brian Clough
Robin Hood’un memleketi Nottingham, kömür madenleri sayesinde büyümüş bir East Midlands şehri. İngiltere’nin geneline bakıldığında Orta büyüklükte bir nüfusa sahip olan Nottingham gündüzleri sakin, geceleri hareketli bir şehir.
Nottingham’ın futbol efsanesi bir Nottinghamlı değil. Ancak takımı Nottingham Forest ile kazandığı başarılar kentin önemli bir yere sahip olmasını sağlıyor. Bahsettiğimiz isim Brian Clough.
View this post on InstagramA post shared by Ground Designs (@grounddesigns) on
Futbol kültürüyle ilgilenen herkesin “dünyanın en sansasyonel teknik direktörler” listesinde Brian Clough’un mutlaka adı vardır. Karizmatik tavırları, sıra dışı yönetim şekilleri ve futbola olan büyük tutkusu Clough’u futbol tarihinin en ilginç teknik direktörlerinden biri yapıyor.
Futbolculuk kariyerinde çıktığı 274 maçta 251 gol atarak Premier League’in en golcü üçüncü oyuncusu olmayı başaran Clough, teknik direktörlük kariyerine Hartlepools United takımında başladı. Kulüple sözleşmesini imzaladıktan hemen sonra Peter Taylor’ı yardımcılığına getiren Clough böylece futbol tarihinin en ilginç teknik direktör-scout ikililerinden birini oluşturdu.
İkilinin uyguladığı ilginç antrenman programları, yaptıkları riskli transferler ve kazandıkları başarılar futbol dünyasının kendini sorgulamasına neden oldu. Bugün bu ikilinin adı pek sık anılmasa da futbol dünyası, modern takım yönetimi anlayışının gelişmesini büyük oranda onlara borçlu.
Clough’un Nottingham’daki başarısı futbol tarihinde ender görülen türden. 1975 yılında Nottingham Forest’ın başına geçen Clough ikinci ligdeki takımı 76-77 sezonunda birinci lige çıkardı. Herkes Nottingham Forest’ın amacının sadece birinci ligde tutunmak olacağını düşünürken Clough bu takımı birinci ligdeki ilk senesinde şampiyon yaptı. Bu başarının şaşkınlığı sürerken 78-79 ve 79-80 sezonlarında art arda iki Avrupa Kupası şampiyonluğu kazandı.
2003 yılında vefat eden Clough, ardında futbol tarihinin en sıradışı kariyerlerinden birini bıraktı.
Manchester ve Eric Cantona
Manchester dünyaca meşhur iki futbol kulübü, Manchester United ve Manchester City ile dünyanın en büyük futbol şehirlerinden biri. Ancak Manchester demek sadece futbol demek değil.
İngiltere’nin en fazla nüfusa sahip sanayi kentlerinden biri olan Manchester, kozmopolit yapısıyla biliniyor. The Bee Gees, The Smiths, Joy Division, Oasis ve The Chemical Brothers Manchester’ın müzikal ikliminde yetişen müzik gruplarından sadece birkaçı.
Manchester’ın futbol efsanesi ne bir Manchesterlı ne de bir İngiliz. Ama İngiltere’de efsane haline gelmiş bir isim.
Eric Cantona, doksanlı yılların futbol dünyasındaki en ışıltılı karakterlerden biri. Çoğumuz onu 1995 yılında Crystal Palace deplasmanında taraftara attığı kung fu tekmesiyle hatırlıyor olabiliriz. Fakat Cantona politik duruşu, kitapları, filmleri ve belgeselleriyle bilinen, endüstriyel futbolun karaktersizleştirdiği oyuncu tipolojisine itirazı olan bir efsane.
Cantona’nın kariyeri 1983 yılında Fransa’nın Auxerre kulübünde başladı. Sonrasında Leeds United’a transfer olarak adaya ayak bastı. Leeds’de 28 maçta 9 gollük bir performansın ardından aynı yıl içinde Manchester United’a transfer oldu. Manchester’da beş sezon boyunca çıktığı 143 maçta 64 gol attı. United’ın altın çağının önemli oyuncularından olan Cantona, Kırmızı Şeytanlar’la 4 Premier League ve 2 FA Cup şampiyonluğu yaşadı. 1997 yılında futbolu bıraktı ve 2004 yılında Pele tarafından yaşayan en iyi 100 futbolcunun yer aldığı FIFA 100 listesine seçildi.
Liverpool ve Steven Gerrard
The Beatles’ın evi Liverpool, İngiltere’nin en büyük liman kentlerinden biri. Kentin takımı Liverpool FC’de İngiltere’nin en büyüklerinden. Son efsane futbolcumuz da bu büyük futbol ve sanayi şehrinden ve kırmızı beyaz futbol devi Liverpool FC’den.
Steven Gerrard, Shankly kapısındaki “You’ll Never Walk Alone” yazısının altından ilk kez geçtiğinde henüz 18 yaşındaydı. Bir Blackburn Rovers karşılaşmasının son dakikasında oyuna girerek başlayan oyuncunun Liverpool yolculuğu tam 17 yıl sürdü.
Steven Gerrard futbola Whiston Juniors takımında başladı. Kısa süre sonra yetenek avcılarının dikkatini çekti ve 9 yaşında Liverpool Akademisi’ne katıldı.
Gerrard, kariyerinin ilk yıllarında Liverpool gibi büyük bir kulüpte oynamanın getirdiği güçlüklerle uğraşmak zorunda kaldı. Bu güçlüklerin başında forma şansı bulmak ve istediği mevkide oynamak geliyordu. İlk takım kaptanı Jamie Redknapp’ın sakatlığı onun için bir şans oldu. Ancak kendini defansif bir orta saha oyuncusu olarak gören Gerrard, sık sık sağ kanatta da oynamak zorunda kalıyordu.
View this post on Instagram#Anfield #LiverpoolFC #StevenGerard #tablefootball
A post shared by @ slywrathchild on
1999-2000 sezonunda profesyonel hayatındaki ilk golünü Everton’a karşı attı. Ancak bu yıl belindeki sakatlık problemiyle uğraşmak zorunda kaldı.
2000-2001 sezonu Gerrard efsanesinin başladığı sezon oldu. Çıktığı 50 maçta 10 gol attı. Bu sezon FA Cup, League Cup ve UEFA kupasını da kazanıp yılın en iyi genç oyuncusu seçildi. 2003-2004 sezonunda da uzun yıllar kolundan çıkarmayacağı kaptanlık bandını taşımaya hak kazandı.
İngiltere Milli Takımı’nın da uzun yıllar boyunca önemli bir oyuncusu olan Steven Gerrard 2015 yılında Liverpool’u bırakıp kariyerine LA Galaxy takımında devam etmek için Amerika’ya gitti. Kısa bir süre Los Angeles’ta top oynadıktan sonra emekliye ayrıldı. Oyunculuk kariyeri boyunca liderlik özellikleriyle ön plana çıktığı için emekliliğini ilan eder etmez teknik direktörlük teklifleri almaya başladı. Ancak bu teklifleri henüz kendisini teknik direktör olmaya hazır hissetmediğinden dolayı reddetti. Steven Gerrard 20 Ocak 2017’de evine, Liverpool’a döndü ve Liverpool U18 takımının başına geçti.
İngiltere’ye yolunuz düşecekse ve futbolla da ucundan kıyısından ilgiliyseniz ne yapıp edin bu futbol mabetlerini ziyaret edin. Yaşayan bir tarihe şahit olmanın ayrıcalığını tadın. Avrupa’da mutlaka görmeniz gereken 11 stadyum!